İçeriğe geçmek için "Enter"a basın

İRAN’DA NELER OLUYOR?

İran ile ABD arasındaki gerilim, klasik bir askeri güç dengesi meselesinin ötesinde jeopolitik, ekonomik ve iç siyasi boyutları olan çok katmanlı bir mücadeleye dönüşmüş durumda. ABD’nin askeri kapasitesi ve teknolojik üstünlüğü tartışmasız olsa da İran’ın gösterdiği direnç, çatışmanın kısa sürede sonuçlanabilecek bir operasyon olmaktan uzak olduğunu gösteriyor. Özellikle İran’ın balistik füze ve insansız hava aracı kapasitesi, doğrudan askeri dengeyi değiştirmese bile caydırıcılık yaratıyor ve ABD’nin operasyonel maliyetini yükseltiyor. Nitekim saldırı yoğunluğunun zamanla azalması, İran’ın askeri kapasitesinin zayıfladığından çok çatışmayı zamana yayma ve stratejik sabır uygulama çabası olarak da okunabilir.

ABD açısından en kritik mesele ise kara harekâtının pratikte son derece riskli olması. İran’ın geniş yüzölçümü, dağlık topoğrafyası ve nüfus yoğunluğu, klasik işgal senaryolarını oldukça maliyetli hale getirir. Ayrıca ülkenin etnik ve mezhepsel yapısının çeşitliliği, dış müdahaleler karşısında hem potansiyel kırılganlık hem de güçlü bir milliyetçi reaksiyon üretme kapasitesi taşıyor. Bu nedenle ABD’nin doğrudan rejim değişikliğine yönelik geniş çaplı bir kara operasyonu yerine, hava operasyonlarıyla baskı kurma ve aynı zamanda İran içindeki ayrılıkçı veya muhalif unsurları teşvik ederek iç istikrarsızlığı artırma stratejisini tercih etmesi daha olası görünüyor. Beluç, Arap ve Kürt nüfusun yoğun olduğu bölgeler bu bağlamda dış aktörlerin ilgi alanına girebilecek hassas alanlar.

İran ise doğrudan askeri eşitlik kuramayacağını bildiği için asimetrik caydırıcılığa dayalı bir strateji izliyor. Körfez bölgesindeki Amerikan üslerini hedef alabilecek kapasite, enerji altyapılarına yönelik saldırılar ve deniz ticaret yollarını tehdit etme potansiyeli, Tahran’ın elindeki en önemli kaldıraçlar. Özellikle petrol ve doğalgaz tesislerine yönelik saldırılar, sadece askeri bir mesaj değil aynı zamanda küresel enerji piyasasına yönelik stratejik bir baskı aracı. Körfez’de oluşabilecek uzun süreli bir istikrarsızlık, dünya enerji arzında ciddi dalgalanmalara yol açabilecek ve küresel ekonomiyi doğrudan etkileyebilecek bir risk barındırıyor.

Türkiye açısından bakıldığında ise bu tablo son derece hassas bir denge politikasını zorunlu kılıyor. Ankara hem NATO üyesi olarak Batı ittifakıyla ilişkilerini korumak hem de komşu ülke İran ile doğrudan bir gerilim hattına girmemek durumunda. Enerji güvenliği, bölgesel ticaret yolları, Suriye ve Irak sahalarındaki güvenlik dengeleri gibi birçok başlık Türkiye’nin bu krizi dikkatle yönetmesini gerektiriyor. Bu nedenle Türkiye’nin temel stratejisi, askeri bloklaşmalardan mümkün olduğunca uzak durarak diplomatik dengeyi korumak ve bölgesel istikrarsızlığın kendi sınırlarına sirayet etmesini engellemeye yönelik çok boyutlu bir dış politika yürütmek olacaktır.

Mehmet KOCAOĞLU

İlk yorum yapan siz olun

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Mission News Theme by Compete Themes.