Yazar:Bartu YAPAROĞLU
Bazı yazarlar vardır, yaşadıkları çağın ötesine geçer. Söyledikleri, yazdıkları ve ortaya koydukları fikirler, kendilerinden sonra gelen kuşakların zihninde yaşamayı sürdürür. Hüseyin Nihal Atsız da bu yazarlardan biridir. Kendi döneminin gençlerinden bugünün gençlerine kadar pek çok kuşağı etkilemiş, millî şuurun ve tarih bilincinin gelişmesinde kendine özgü bir yer edinmiştir. Peki, aradan bunca yıl geçmesine rağmen Atsız’ı hâlâ okumamızı sağlayan nedir?
Ben Atsız’ı her okuyuşumda, onun Türk milletinin tarihinden ve kimliğinden gelen şuurun farkına varmamızı istediğini hissederim. Bence onu kendisinden sonraki nesillere bağlayan en önemli noktalardan biri de budur. Çünkü Atsız’ın eserlerini okurken yalnızca bir yazarın düşünceleriyle karşılaşmayız; aynı zamanda kendi tarihimiz, kültürümüz ve kimliğimiz üzerine de düşünmeye başlarız. Bir yazarı yıllar sonra bile okunur kılan şeyin yalnızca okurunda uyandırdığı duygular olmadığını düşünüyorum. Onun eserlerinin yeni nesillere yeni sorular sordurabilmesi ve okurunu düşünmeye sevk etmesi de en az bunun kadar önemlidir.

Burada özellikle üzerinde durulması gereken bir husus var: Atsız’ı bugün yeniden okumak, yaşadığı dönemin şartlarını ve fikirlerini olduğu gibi bugüne taşımak anlamına gelmez. Asıl mesele, onun düşüncelerini ortaya çıktıkları dönemin şartları içerisinde değerlendirmek ve bugün bizim için ne ifade ettiklerini sorgulamaktır. Zira bazı fikirler, onları ortaya koyan insanların ömründen çok daha uzun bir süre yaşamaya devam eder.
Atsız’ın yaşadığı dönemde gündeme gelen pek çok tartışmanın bugün de farklı biçimlerde sürdüğünü görüyoruz. Elbette değişen zamanla birlikte bu tartışmaların ele alınış biçimi, şartları ve yorumları da değişiyor. Ancak Türk tarihinin sınıflandırılması, millî kimlik ve kültürel aidiyet gibi meseleler hâlâ üzerinde düşünmeye değer konular arasında yer alıyor. Bu meselelerin her dönemde aynı şekilde ele alındığını söylemek mümkün değil. Bununla birlikte Atsız’ın eserleri, söz konusu kavramların kendi döneminde nasıl anlamlandırıldığını görmek ve bugünkü karşılıkları üzerine düşünmek bakımından önemli bir kaynak niteliği taşıyor. Nitekim onu bugün de okumamızın sebeplerinden biri bu.
Ancak bana göre Atsız’ı günümüzde hâlâ önemli kılan asıl mesele bundan biraz daha farklı. Onun kendisinden sonra gelecek nesillere verdiği değer ve bu nesillere yüklediği sorumluluk, üzerinde özellikle durulması gereken bir konu. Atsız’ın düşünce dünyasında gençlik, yalnızca belirli bir yaş grubunu ifade etmez. Gençlik aynı zamanda geçmişten devralınan tarihî, kültürel ve millî mirası geleceğe taşıyacak kuşağı temsil eder. Dolayısıyla gençliğe yüklenen bu sorumluluk, onun yaşadığı dönemle sınırlı değildir.

Bugünün gençliği açısından da meselenin önemini burada aramak gerekir. Geçmişten devraldığımız miras, yalnızca hatırlayacağımız bir tarih değildir. Onu tanımak, anlamak, korumak ve gelecek kuşaklara aktarmak da bizim sorumluluğumuzdur. Bunun yolu ise geçmişi olduğu gibi tekrar etmekten değil, onu doğru anlamaktan ve bugünün şartları içerisinde yeniden değerlendirmekten geçer.
Belki de artık asıl sorulması gereken, Atsız’ın bugün hâlâ okunup okunmadığı değildir. Onun eserlerinde dile getirdiği meselelerin ve ortaya koyduğu soruların bugün bizim için hâlâ bir karşılığı olup olmadığıdır. Benim bu soruya cevabım açık. Çünkü bazı sorular zamanla eskimiyor, bazı meseleler gündemden düşmüyor. Dolayısıyla bazı kitapların kapağı da hiçbir zaman tam anlamıyla kapanmıyor.

İlk yorum yapan siz olun