Suriye Cumhurbaşkanlığı tarafından yayımlanan ve ülkede “eşit vatandaşlık” ilkesini esas aldığını vurgulayan son genelge, diktatörlük sonrası dönemin hassas dengeleri açısından önemli bir adım olarak değerlendirilmelidir. Özellikle uzun yıllar boyunca temel haklardan mahrum bırakılmış Kürt vatandaşlara yönelik vatandaşlık haklarının tanınmasını, ilkesel olarak memnuniyetle karşıladığımızı açıkça ifade etmek gerekir. Zira adalet, gecikmiş dahi olsa, adalet olma vasfını korur.
Ancak burada altı çizilmesi gereken temel bir husus vardır: Eşit vatandaşlık ilkesi, belirli bir topluluğa tanınan ayrıcalıklar üzerinden değil; tüm Suriye halkını kapsayan, ayrım gözetmeyen ve ortak bir hukuk zemini üzerinden inşa edilmelidir. Aksi hâlde eşitlik söylemi, yeni bir dengesizliğin ve toplumsal kırılmanın zeminini oluşturabilir.
Bu noktada Suriye Türkmenlerinin konumu özellikle dikkatle ele alınmalıdır. Türkmenler, Suriye devletinin toprak bütünlüğünü ve millî birliğini savunma noktasında tarihsel olarak net ve tartışmasız bir duruş sergilemiştir. Ülkenin en zor dönemlerinde, binlerce evladını şehit vererek devletin ve vatanın yanında yer almış; ayrılıkçı projelere ve dış müdahalelere karşı açık bir tavır almıştır.
Esed rejiminin düşüşünden bu yana Türkmen toplumu, sahadaki hassasiyetler ve özellikle SDG’nin konuyu istismar etme ihtimali nedeniyle büyük bir sabır göstermiştir. Bu sabır, devlete olan bağlılığın ve ülkenin yeniden inşa sürecine zarar vermeme iradesinin bir göstergesi olarak okunmalıdır. Ancak son yayımlanan genelgeyle birlikte, sadece Kürt halkına yönelik bir düzenlemenin önceliklendirilmesi, Türkmenler açısından artık beklemenin anlamını ortadan kaldırmıştır.
Burada talep edilen şey herhangi bir ayrıcalık değildir. Türkmenlerin talebi; dilsel, kültürel ve eğitim alanındaki haklarının açık ve net kararlarla güvence altına alınmasıdır. Özellikle Türkmenlerin yoğun olarak yaşadığı bölgelerde ana dilde eğitim imkânlarının sağlanması, kültürel kimliğin korunmasına yönelik kurumsal adımların atılması ve bu hakların geçici düzenlemelerle değil, anayasal güvenceyle teminat altına alınması artık ertelenemez bir zorunluluktur.
Unutulmamalıdır ki Türkmenler, bu devlete eşit vatandaşlık hakkını sonradan talep eden bir topluluk değildir. Aksine, bu hakları fiilen savunmuş, bedelini kanla ve canla ödemiş bir halktır. Bugün dile getirilen talepler, bir imtiyaz arayışının değil; uğruna on binlerce şehit verilen devletin, tüm evlatlarına eşit davranması yönündeki meşru ve haklı beklentinin ifadesidir.
Gerçek bir eşit vatandaşlık düzeni, Suriye’nin tüm bileşenlerini kapsayan adil ve dengeli bir yaklaşım ile mümkündür. Türkmenlerin haklarının tanınması ve anayasal güvence altına alınması, yalnızca Türkmenler için değil; Suriye’nin istikrarı, birliği ve geleceği için de hayati önemdedir.
Türkmen Düşünce Hareketi Genel Başkanı Eyhem Çamur

İlk yorum yapan siz olun